Bonjour, les amis!
Uzun zamandır
yoktum buralarda efendim. Özlemişsinizdir beni diye umuyorum. Ben de sizi
özledim tabii ki. Sadece son zamanlarda bilgisayarın başına ne zaman otursam
yazı yazamadığımı fark ettim. Yazsam bile beğenmeyip geri siliyordum. Ben de
kendimi zorlamamaya karar verdim çünkü blog işine başlarken kendime bunu
istediğim için yaptığımı söylemiştim ve bunu hiçbir zaman bir zorunluluk olarak
görmeyeceğime söz vermiştim. Ben de yazabileceğim bir zamana kadar beklemeye
karar verdim. Ve şimdi buradayım. Bu beni de çok mutlu ediyor. Bu yüzden hemen
geçiyorum olaya izninizle.
Efendim
malumunuzdur ki sınav haftasındayım yani yine ağlıyorum ama aslında buraya
gelebilmeme sebep olan şey de derslerim oldu ama sizi şaşırtacağım derslerimi şikayet etmeye gelmedim. Şaşırdınız mı? Oyun dersime çalışıyordum. (Çok
eğlenceli bir derstir bunu söylemeden geçemeyeceğim.) Çözmeye çalıştığım oyun
beni felsefik düşüncelere itti. Ben de bu düşüncelerimi sizinle paylaşmak
istedim. Oyunun adı Şahin-Güvercin (Hawk-Dove) oyunu. Kendilerine bir kaynak
(besin) bulan şahinler ve güvercinlerin çatışmasını anlatıyor. Güvercinler
buldukları kaynakları eşit olarak paylaşma eğilimi gösteriyorlar. Ne kadar da
ponçikler değil mi ama? Şahinler ise çatışıp kaynağa sahip olmaya çalışıyorlar.
Eğer şahinle güvercin karşı karşıya gelirse güvercin geri çekiliyor (çünkü
kavga etse de kazanamayacağının farkında, hayatta kalmayı önemsiyor çünkü
hayatta kalırsa başka kaynak bulabilir ama ölürse sadece ölmüş olacak bunun
farkında) ve kaynak şahinin oluyor. İki güvercin karşılaşırsa kaynağı
paylaşıyorlar. Asıl olay iki şahin karşılaşınca başlıyor efendim. İkisi de
kaynağı paylaşmak istemiyor. Bu yüzden savaşıyorlar ve yaralanıyorlar.
Sonucunda ne mi oluyor? İki şahin de kaynaktan eşit miktarda faydalanıyorlar.
Aslında daha önce paylaşmayı tercih etselerdi (güvercinler gibi) yara
almayacaklardı. Peki niye bunu yapmadılar? Gurur yüzünden efendim. Burada bir
tebessüm edip ‘Hadi ama Betül, şahinlerden bahsediyoruz kızım’ dediğinizi duyar
gibiyim. Ben de yazarken gülümsedim ama acı bir gülümseyiş. Neden acı olduğunu
da anlatacağım efendim. Şöyle düşünün, güvercinlerin gurur gibi bir dertleri
yok kendilerini düşünüyorlar yara almak istemiyorlar ve kaynağı paylaşıyorlar.
Yani hem karınları doyuyor hem de zarar görmüyorlar. Oysaki şahinler gurur
yapıp karşı tarafı yenebileceklerini düşünüyorlar ve çatışıyorlar. Sonuç olarak
hem zarar görüyorlar hem de istediklerini tam olarak alamıyorlar. Peki niye bu
gurur efendim? Boşverseler aslında ne olacak? Şahinliklerinden ne götürecek
gurur yapmamaları? Ya da onlar bu kaynak için çatışınca biz onlara ‘Oo ne kadar
da cesurlar’ mı diyeceğiz? Benim ilk tepkim ‘Ne gerek vardı da kendinizi
tehlikeye attınız paşa paşa bölüşseydiniz ya’ olmuştu. Eminim siz de buna
benzer şeyler düşündünüz. Özetle; unutmayın efendim bazen sonuç hiç değişmez o
yüzden önemli olan girdiğimiz bu yoldan nasıl çıkacağımızdır. Hani klişe bir
laf vardır ya insanlar sizin gemiyi limana getirip getiremediğinize bakarlar
diye o misal. Kendinizi önemseyin. Eğer sonucun aynı olacağını düşünüyorsanız
gurur yapıp, işi uzatıp, kendinize zarar vermenin ne manası olabilir ki?
Evet efendim bu
sefer biraz farklı şekilde anlattım galiba anlatmak istediğimi. En sonunda ufak
bir özetledim ama benim okuyucularım ta en başından anlamışlardır tabii ki,
çünkü benim okuyucularım. Kendinize iyi bakın bir sonraki yazıma da gelin
lütfen, yara almadan gelmeniz tercihimdir efendim.
Au revoir, les
amis!

Yorumlar
Yorum Gönder